

Hayvan Çiftliği
Dünya edebiyatının 20. Yüzyılda yaşamış en önemli isimlerinden biri olan George Orwell 1903 yılında dünyaya gelmiştir. Kısa yaşamına pek çok ölümsüzleşen kitap sığdıran yazarın eserleri zekilik, adaletsizliğin farkındalığı ve totaliterlik karşıtlığından izler barındırmaktadır. Hayatı ise yazdıklarına da yansıyan tecrübelerle doludur.
1933 yılında çıkan ilk kitabı Paris ve Londra’da Beş Parasız isimli kitabından sonra 2. Dünya Savaşı başlayana kadar her yıl bir kitap yazmıştır. Bunlar; Burma Günleri (1934), Papazın Kızı (1935), Zambak Solmasın (1936), Wigan İskelesi Yolu (1937), Katalonya’ya Selam (1938) ve Daralma (1939)’dır.
George Orwell’ın dünya çapında tanınmasını sağlayan iki kitabından biri olan Hayvan Çiftliği Bir Peri Masalı alt başlığı ile 2. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru, 1944 yılında yazılmış ve ertesi yıl ilk defa Birleşik Krallık’ta yayımlanmıştır. Fabl tarzında politik bir eleştiri romanı olan kitabın her ne kadar alt başlığına bakıldığında masal türünde, çocuklar için yazıldığı düşünülebilirse de temelde yetişkinlere yönelik olduğu anlaşılmaktadır.
Hayvan Çiftliği Dinle
Hayvan Çiftliği Konusu
Kendisi de sol görüşlü ancak totalitarizm karşıtı olan Orwell, bir hayvan çiftliğindeki hayvanları odak noktasına alarak Sovyetler Birliği ve özellikle Stalin’e ciddi eleştiriler getirmektedir. Çok az bir yiyecek karşılığında bütün gün çalıştırılan söz konusu çiftlikteki hayvanların en yaşlısı olan domuz Koca Reis bir gün diğer hayvanları toplayarak gördüğü bir rüyayı anlatır. Rüyasında, İngiltere’deki bütün hayvanların insanların olmadığı bir hayat sürdüğünü, ürettiklerinin ve emeklerinin sadece kendilerine ait olduğunu ve özgürce yaşadıklarını söyleyerek eğer onlar da ayaklanırsa böyle bir hayata kavuşabileceklerini belirtir. Ardından eskiden hayvanların söylediği bir şarkıyı söylemeye başlar. Bir süre sonra diğer hayvanların da ona eşlik ettiği görülür. Böylece çiftlikteki hayvanlar eşitlik, adalet, özgürlük fikirleriyle tanışırlar. Bu olaydan birkaç gün sonra Koca Reis öldürülür. Bir gün yemekleri verilmediği için sonunda isyan eden hayvanlar insanları kovarak çiftliğin idaresini ellerine geçirir. Ve böylece Bay Jones isimli bir insana ait olan Beylik Çiftliği bu isyanla artık bir Hayvan Çiftliği’ne dönüşmüştür.
Hayvanlar, kendi türleri arasında en zeki olarak görülen domuzların yönetimi üstlenmesiyle artık eşit çalışıp eşit kazanacak ve özgürce yaşayacaklarını düşünseler de Snowball ve Napoleon isimli iki domuzun ön plana çıktığı görülür. Bu iki domuzu Troçki ve Stalin’e, domuzlardan arasındaki iktidar mücadelesini de devrimin bu iki önemli ismi arasındaki çekişmeye benzetmek mümkündür. Domuzlar haricinde çiftlikteki diğer hayvanlar da farklı kişileri ya sınıfları simgelemektedir. Örneğin, her söylenileni yapan ve çok çalışkan olan atlar işçi sınıfını, sürekli, ölünce güzel yerlere gidileceğine dair öyküler anlatan ve hiç çalışmayan karga kiliseyi, sahip olduğu hayatı kaybetmek istemediği için yeni yönetime muhalif olan bir hayvan orta sınıfı temsil etmektedir.
Artık sadece kendileri için yaşayan hayvanlar çeşitli prensipler de belirlerler: “İki ayak üstünde yürüyen herkesi düşman bileceksin; hiçbir hayvan giysi giymeyecek; hiçbir hayvan yatakta yatmayacak; hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldürmeyecek; bütün hayvanlar eşittir.” gibi yedi maddeden oluşan bu prensipler zamanla hayvanlar üzerinde tam bir egemenlik kurmak isteyen Napoleon’un, diğer hayvanları eğitmek, yeni şeyler öğretmek isteyen yenilikçi Snowball’u saf dışı bırakarak iktidarı ele geçirmesiyle değişir. Ve yerini “Dört ayak iyidir, iki ayak daha iyidir; hiçbir hayvan sebepsiz yere öldürülemez; bütün hayvanlar eşittir, bazıları daha eşittir.” gibi yine totaliterlik, eşitsizlik, adaletsizlik içeren ilkelere bırakır.
Devamını Oku







