Atiye’nin Yönetmenlerinden Gönenç Uyanık ile Röportaj: “Benim için gurur vericiydi.”

Son yılların gözde online izleme platformu Netflix, Türk yapımlarla kendinden söz ettirmeye devam ediyor. Hakan: Muhafız ve ardından Atiye ile Türk izleyicisinde ayrı bir yere sahip olmaya çalışırken, dünyaya da Türk yapımlarını gösteren platform yoluna tüm hızıyla devam ediyor.
Beren Saat, Mehmet Günsür, Metin Akdülger, Melisa Şenolsun, Başak Köklükaya, Civan Canova, Meral Çetinkaya ve Cezmi Baskın gibi birbirinden başarılı oyuncuyu kadrosunda buluşturan dizinin ilk sezonunda yönetmen koltuğunda ise Gönenç Uyanık ve Ozan Açıktan yer aldı.

Tam da Atiye’nin yayına girdiği gün Gönenç Uyanık ile buluştuk. Heyecanla dizi ile ilgili yorumları takip eden Uyanık, bir yandan da bizim merak ettiğimiz sorulara yanıt verdi.

Reklam filmleri, klipler, filmler derken şu anda belki de dünyanın en çok izlenen / takip edilen platformu için ikinci projede imzanız var. Böyle bir planınız var mıydı? Ve neler hissediyorsunuz?
Aslında evet, yönetmenliğe ilk başladığım zamandan ve İstanbul’a taşındığım günden itibaren 3 sene sonra, 8 sene sonra kendimi nerelerde gördüğüme dair aklımda bir şeyler vardı. Tabii o zamanlar Netflix platformu Türkiye’de yoktu ama; “uzun metrajlı filmler çekeceğim” gibi konumlandırıyordum kendimi.
Tabii ki Netflix platformu ortaya çıktığında da ‘bunun içinde olmam gerektiğini’ düşündüm ve istedim. Şans eseri; yapımcılar ve proje yöneticileri bana ulaştılar.
İlk defa Hakan: Muhafız ile aslında Netflix serüvenine dahil oldum. Yaptığım kliplerden ve reklam filmlerinden esinlenerek bu projeyi devam ettirebileceğimi herhalde gördüler ve böyle bir teklifle geldiler. Hakan: Muhafız’daki çalışma biçimim, projeye katabildiklerim ile sanırım ikinci projeye de teveccüh gösterdiler. Ve Atiye’yi de bana teklif ettiler, bu sefer Ozan Açıktan ile beraber çektik.
Ozan benim, reklam filmleri yönetmenliğine atılmadan önceki ilk asistanlığını yaptığım yönetmen aslında. O yüzden Ozan Açıktan çok özel bir yerdedir benim için. Onunla beraber olacağımı duyunca çok sevindim.

Peki bu teklif süreci nasıl oldu? Netflix ile iletişiminiz ilk nasıl başladı?
Hakan: Muhafız’ın o dönemki proje yöneticisi, showrunner ve yapımcısı bana ulaştılar. Alex Sunderland ile Binnur Karaevli Hakan: Muhafız’ın ilk sezondaki birkaç bölümün yöneticisiydi. Onlarla konuştuk; tabii başka adaylar da vardı. Açıkçası Hakan: Muhafız’da projeye en geç dahil olan bendim. Ondan sonra da OG Medya’nın yetkilileri Özge Bağdatlıoğlu ve Onur Bey (Güvenatam) ulaştılar.

Atiye aslında, Dünyanın Uyanışı isimli kitaptan bir uyarlama. Uyarlama filmleri, dizileri izleyiciye beğendirmek aslında hep daha zordur. Kitabı okuyan kişiler kafalarında zaten bir dünya ve kendi karakterlerini yaratmıştır. Yeni birilerinin bakışıyla bunları izlemek zaman zaman insanda hayal kırıklığı yaratır. Bu durum sizde bir baskı yaratıyor mu?
Dahil olduğum, iki projede de kitaba bire bir bağlı kalalım gibi bir durum olmadı. Sadece ana fikir, ilk hareketi verecek olan fikir bu kitaplardan çıkıyor. O fikir dahilinde her bölüm için başka başka senaristler, o bölümleri yazıyor. Onların yönlendirmesiyle ve o kitabın dünyasını harita alarak kendi projemize dönüştürüyoruz.

Atiye için Ozan Açıktan ile beraber çalıştınız; iki farklı yönetmenden tek bir hikaye izliyoruz. Yurt dışında sıklıkla başvurulan bir yöntem olsa da Türkiye’de pek alışık değiliz sanırım. Bu senkron nasıl oldu?
Hakan: Muhafız’da çok geç dahil oldum projeye; bu yüzden orada ben mümkün olduğunca bireysel olarak ve vakit de yettiği kadar işin içine dahil oldum. Ama Atiye’de öncesinde Ozan’la beraber bir dünya kurma fırsatımız oldu. Özellikle görüntü yönetmenimiz Ahmet Sesigürgil, bizi hep  görsel dünyada bir arada tutan anahtar kişi oldu. Ozan, bir anlatım biçimi önerdi bize; konuştuk, tartıştık. Üçümüz ofiste oturup neyi, nasıl çekeceğimizi en küçük detayına kadar tasarladık.
Mesela; Ozan’ın ilk üç bölümünde Atiye dizisi daha çok Atiye’nin etrafında dönüyor. Benim girdiğim 4. bölümden 8. bölüme kadar da Atiye’nin etrafındaki hikayeler dallanıp budaklanıyor. O sinematik yapıyı baz alarak; kendi dünyamı da kurarak devam ettim. Dediğim gibi burada Ahmet, belirleyici unsur oldu. Ayrıca tarzlarımızın çok da birbirinden uzak olmaması, Ozan’dan geçmişte çok şey öğrenmiş olmam, bir projede birlikte çalışırken belirleyici oluyor tabii. Ama izleyince sizler daha doğru bir değerlendirme yaparsınız

Dizinin senaryosuna müdahale edebilidiniz mi? Yani “bu sahne çekilmez, etkileyici olmaz” diye itiraz ettiğiniz durumlar oldu mu mesela?..
Evet, ediyorduk. Zaten Netflix’in bizi yönetmen olarak oraya konumlamasının sebebi bizi proje yöneticisi olarak görmesi. İşin o mekanlarda, o kastla, o imkanlarla çekilip çeklemeyeceği, çekilemezse ne gibi yöntemlerle çekilmesi gerektiğini önermemiz için çalışıyoruz.
Bize Netflix ve yapım şirketinin full desteği vardı her anlamda. Her kreatif yorumumuz, her söylediğimiz şey onlar için çok değerli oldu. Ve bunu çok güzel hissettirdiler. Senaryonun iyiliği için bir şey öneriyorsak dikkate alındı; öncelikle senaristler, ardından Netflix ve yapımcılarımız olmak üzere bütün yaptığımız yorumlar onlar için önemliydi. Post aşamasında da bizim için onların yaptığı yorumlar çok önemli oluyor. Bu gerçekten de tam bir takım çalışmasıyla gelişen bir sistem diyebilirim.

Sanırım Göbeklitepe çekimleri Ozan Bey’deydi ancak siz de Nemrut Dağı’nda çekim yaptınız. Nasıl bir deneyimdi sizin için?
Orası gerçekten de çekim yapmak için çok zordu. Hem fiziksel olarak ulaşmak ve bulunmak zordu, teknik ekip ve ekipman olarak, hem de gittiğimiz zaman çok büyük bir turist kafilesi vardı, normal olarak. Japonya’dan, Güney Kore’den, oradan buradan gün doğumu izlemeye gelmiş insanlar; “kusura bakmayın, biz bugün burada dizi çekiyoruz, gelemezsiniz” denilemedi, o noktada buna dair bir izin yoktu. Dolayısıyla biz birazcık gerilla şeklinde bir çekim yaptık. Nemrut Dağı’ndaki sahneler gerçekten bir günde, gündoğumu içerisinde, toplam iki saatlik bir çekimle oluştu. Ama öncesinde provalar, ön hazırlıklar yapıldı.
Ozan’a senaryoda denk gelen kısımlar daha çok Göbeklitepe’de ilerliyordu. Benim çekimini yaptığım kısımda ise Nemrut Dağı ve orada ortaya çıkan hikayeler vardı. Ama daha sonra benim de Göbeklitepe’de ucundan dahil olduğum kısımlar oluyor.

Atiye anladığımız kadarıyla kesinlikle fantastik bir dizi değil; biraz mistik bir dram… Türkiye’de bu kategorideki işler pek karşılığını bulamayabiliyor, o yüzden de bu projede risk aldığınızı düşündünüz mü hiç?
Yine Hakan: Muhafız’dan bir örnek vermek istiyorum: Evet, Türk izleyicisi çok kabul etmedi projeyi; gelen yorumlar bunu gösteriyor. Ama dünyada böyle değil; gerçekten tam olarak zıddı gelişiyor her şey.
Bu projede de fantastik bir dünya yapmak üzere yola çıkmadık. Daha gerçek, daha etrafta olan “ya şöyle de bir kadın var” dediğimiz, anneannelerimizden duyduğumuz, değişik enerjisi olan değişik karakterler üzerinden bir anlatım var. Atiye; bir eliyle, bir bakışıyla bir şeyi hareket ettirecek, uçacak bir karakter değil. Ama ruhsal ve içsel dünyası, geçmişle bağlantısı yüzünden değişik birtakım şeyler başına geliyor. Burada spoiler da vermemek gerekiyor; bu yüzden cümlelerime de dikkat etmeye çalışıyorum.
Fantastik bir hikaye değil bu; mistik bir drama. Nasıl ki bir Da Vinci Code’da bir şeyin peşinden koşan, çözmeye çalışan karakterler vardır. Buna benziyor.

Muhtemelen bugün dizi Netflix’te yayına girdikten sonra kimi çevrelerden “Türkiye’yi böyle mi yansıttılar, Türk kadını böyle mi ki” gibi eleştiriler ya da övgüler de alacak. Siz bu proje bu tip baskılar hissettiniz mi? “Türk insanını böyle göstermeliyim” gibi iddialarınız oldu mu?
Yok, aslında olmadı; çünkü o kısımlar bize bu proje gelmeden önce zaten aşılmış, düşünülmüş, konuşulmuş. Biz ne yapacağını, ne istediğini bilen bir proje haline geldikten sonra dahil oluyoruz. Bende daha önce reklam filmleri çekmenin verdiği bir tecrübe var: Kendi işin olmayan bir projeyi, de kendi filminmişçesine çekme alışkanlığı… Sanki son filmimmişçesine çekerim bir ciklet reklamı da olabilir ya da banka imajı reklamı… Atiye’de de hayatta en son yaptığım işmişçesine özenerek çalıştım. Projenin o kısımları ise bildiğim kadarıyla ve sadece süreç içerisindeki gözlemlerimden aktaracak olursam: Daha önce Hakan: Muhafız ile bir erkek vardı, şimdi de bir kadın ön planda olsun istediler. Çok mantıklı; pazarlama tercihleri doğrultusunda projeler oluşturuluyor. Benim için de şu dönemde; kadınların ezildiği, garip garip şeylerin yaşandığı, baskıların kurulduğu bir dönemde böyle güçlü bir kadının hikayesini anlatmak gurur kaynağı oldu.

Peki ya cast için neler söylemek istersiniz?
Bence bu projenin en büyük şansı cast’ı. Muazzam bir cast var. Bana bir film çekeceksin, hangi oyuncular olsun diye sorsalar muhtemelen bu insanları seçmek isterdim. Tabii ki mutlaka bir şeyler değişecektir; ama benim hayal ettiğim bir casttı çalıştığım cast.

Netflix ile çalışmak nasıldı? Platformun kendine özgü kuralları var; binge watch gibi… Sizin için nasıl bir deneyim oldu ki siz Muhafız’dan dolayı alsında bu konuda deneyimlisiniz ama tereddütler yaşadınız mı?
Aslında birazcık bildiğim sulardı; izlemeyi sevdiğim için içinde olmayı istediğim bir proje oldu. O tereddütleri konvansiyonel bir Türk dizisi çekiyor olsaydım yaşıyor olurdum muhtemelen; çünkü izlemeye alışık olduğum format, klipler ve reklam filmlerinden dolayı yapmaya alışık olduğum format zaten buna yakın, hatta bu. Seri, ne istediğini bilen, tıkır tıkır akan, hep bir havada bırakıp sonrasında seni yönlendiren bir durumu var. Zaten bu da benim.

Dizi, ikinci sezon için de onay aldı sanırım?
Evet, aldı.

Dizi bugün yayına giriyor. Yorumlara bakıyor musunuz?
Yorumlara bakmaz olur muyum, elim ayağım titriyor heyecandan. İyi gidiyor gözlemlediğim kadarıyla. Hatta az önce konuştuğumuz konuyla da eşleştirebileceğim bir tweet okudum; annesiyle babasıyla izlemiş bir kişi. Annesi şöyle demiş: “Biz dizi izlemiyormuşuz, biz başka bir şey izliyormuşuz. Ne kadar keyifliymiş.” Ne güzel bunları duymak; inşallah böyle projeler konvansiyonel medyada da birtakım açılımlar yapılabilmesini sağlar. Zor şeyler bunlar. “Ben bir karar verdim, hadi değiştirelim her şeyi” diyip anında değişebilecek şeyler değil. Bir çok şeyin; reklam verenden başlayarak zaman kullanımına kadar daha farklı yönetilerek yapılması gerekiyor. Ama en azından anlatılan hikayelerin başkalaşması adına yardımı olur bu projelerin diye umuyorum.

Netflix izleyicisi de oldukça farklı. Televizyon izleyicisi gibi bir diziye bütün bir akşamını vermiyor; veriyorsa da muhtemelen o dizinin ilk sezonunu yarılamış hatta bitirmiş oluyor. Başka bir izleme alışkanlığı var; izleyici istediği her an her yerde içeriği tüketebiliyor. Siz bu endüstrinin geleceğini bu açıdan nasıl yorumluyorsunuz? Şu an geleceğin içinde bir hareket yaptığımızı düşünüyoruz, ben en azından. Çünkü dediğiniz gibi hayatımız artık mobil, yeni izleyici televizyona bağlı değil. Televizyonda ne olduğundan bile haberi yok; istediği içeriği, istediği an, istediği yerde izleyebiliyor. Bundan 3-5 sene önce bir hayaldi aslında; anlatılırdı ben de öylesine dinlerdim. Ama şimdi ne denmek istendiğini içinde yaşayarak görüyorum. Bence biz şimdi geleceğin içindeyiz ve bundan sonra her şey daha da gelişmeye devam edecek. Enteresan bilgiler var. Mesela; gençlerin şu anda bir içeriğe iyi mi kötü mü diye karar vermesi 6 saniye gibi çok küçük rakamlarda. O yüzden yaptığın işte iddialı olman ve o işin de vurucu olması gerekiyor.

Bir de “ben bu kadar uğraşıyorum, telefonda izlensin diye mi” diye bakan bir kesim var. Siz içerik tüketiminin şekliyle ilgili nele düşünüyorsunuz?
Ben galiba o şekilde düşünmüyorum. Mesela; benim de içinde olduğum bazı reklam filmlerinin çekiminde, kimi filmlerin bütçesinden çok daha fazlasını 3-4 günde harcıyoruz. Çok fazla film çektiğim için mi acaba bilmiyorum; ben öyle düşünmüyorum. “Ben bunu çok zor şartlarda çektim, o da gitsin orada telefonda değil de sinemada düzgün düzgün izlesin” gibi bir anlayışım yok. Bir insan canı nerede, neyi nasıl izlemek istiyorsa o şekilde izler; beğenmez, nefret eder, sever ya da sevmez bu tamamen onların tercihi. Ben elimden geleni ortaya koyduktan sonra benden çıkar diye düşünüyorum.

Dünyanın Uyanışı

Bir rüyayla başladı her şey. İki nehrin arasındaki bereketli topraklarda yürüyordu Atiye, birden hoş manzara yerini karanlık, kan gölü ve çığlıklarla süslenmiş bir senfoniye bıraktı. Toprak ana yeni bir çağa, Atiye kendi uyanışına gebeydi. Karanlığın sahibi içindekini çekip çıkarmak için karnına yöneldi ve uyandı Atiye. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı, çünkü o da biliyordu ki geçmişin hikâyeleri sonsuza dek gömülü kalamazdı. Ve gerçeğin izlerini sürmek için yola çıktı, varacağı yerin sırrını bilmeden… Çünkü insanoğlunun hikâyesinin bittiği yerde onun hikâyesi başlıyordu.

Şengül Boybaş ilk romanı Dünyanın Uyanışı ile okurunu insanlığa çağlar boyunca ev sahipliği yapmış kadim topraklara, 2018 yılında UNESCO Dünya Mirası listesinde yerini alan Göbeklitepe’nin gizemli hikayesine davet ediyor. Üzerinde yaşadığımız bereketli toprakların, hayatın yanlış yaşanışının ve insanlığın sonsuz kez yenilişinin hikayesini ünlü Netflix dizisi Atiye’nin de uyarlandığı çarpıcı roman Dünyanın Uyanışı’nda bir solukta dinleyeceksiniz.

Diğer Yazılar

İz Bırakan Kitapların Birbirinden Etkileyici Giriş Cümleleri

18/11/2019

Her kitap yeni bir dünya ve her yeni dünyada bizi bekleyen binlerce cümle var. Bizim birkaç saniyede okuyup geçtiğimiz her bir cümle için yazarlar kim bilir kaç kez düşünüyorlar ve kim bilir kaçıncı denemeden sonra […]

Sabah İşe Giderken Dinleyebileceğiniz Güne Gülümseterek Başlatacak 10 Sesli Kitap Önerisi

18/11/2019

İş, okul, sınavlar, sunumlar derken hayat her zaman pek de kolay olmuyor. Yorgunluklar ve düşük motivasyon kimi zaman yakamızı bir türlü bırakmıyor. Böyle zamanlarda güne iyi bir başlangıç yapmanın bir anda her şeyi değiştirebileceğini biliyor […]

Yepyeni ve Bambaşka Seslenen Kitap’tan Merhaba!

18/11/2019

Seslenen Kitap olarak sesli kitaptan teknolojiye, podcast’ten dizi ve filme kadar keşfedilmeye değer her şeye dair bilgilendirici, eğlendirici, düşündürücü yazılarımız ile sizlerle birlikteyiz. Seslenen Kitap’ın, Storytel ile birleşmesinin ardından faaliyetini durdurduğu websitesi seslenenkitap.com, Kasım 2019 tarihi […]

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir